Geleneksel 17 sesli dizi

[Yazıcıya göndermeye elverişli dosya için tıklayınız]

[Devamı: Geleneksel Dizi ve Ney'deki Sesler] [Geri dön] [Başa dön]

"Doğal dizi" adını verdiğimiz 7 seslik dizinin nefesli sazlardaki hava titreşimlerinin doğası sonucunda nesnel bir zorunlulukla belirleniğini gördük. Bu sesler Türk Mûsikisi'nin geleneğinde "aslî sesleri" oluşturuyordu. Musikiye yeni ("ârızî") seslerin katılışında ise, ud ve tambur gibi telli sazlar belirleyici oldu.

Bu sazlarda -perdelere az sayıda parmakla basılabilmesi için- tellerin gerilimi, sesleri birbirinden bir dörtlü aralığı uzaklığında olacak şekilde akort edilir. Böylece değişik tellerde aynı pozisyondan (aynı perdeden) çıkan sesler de aynı şekilde birbirinden bir dörtlü aralığı kadar uzaklıkta olurlar. Perdelerin yerlerini en başta (daha önce nefesli sazlardan bilinen) "aslî" seslerin yerleri belirler. Ancak aynı perde üzerinde başka tellerde yeni sesler de bulunduğundan, diziye "arızî" adını verdiğimiz yeni sesler katılır, ardından perdeler üzerinde bulunan bu yeni seslerin bir oktav altı ya da üstünü bulmak üzere de yeni perdeler eklenir...

Tellerinin gerilimi ve perdelerinin yerleri bu şekilde belirlenen bir sazda aynı perdeden ama farklı tellerden çıkan komşu sesler hep eşit uzaklıklarda olacağından, sesler, birazdan aşağıda göreceğimiz gibi, oktavlar ve dörtlü aralıklarından oluşan, kopmaz bir zincir oluştururlar. Bu zincirin her hangi bir yerinden başlayarak, bir oktavlık bir bölge içinde kalan tüm seslerin bağıl frekanslarını hesaplayabiliriz.

Tabloda, Abdülkadir Maragi'nin tarif ettiği şekliyle "ud-ı kadîm'in" ("en eski udun") seslerinin şeması görülüyor. (Murat Bardakçı: "Maragalı Abdülkadir", 1986, s. 101) Aşağıda tellere ve parmak pozisyonlarına (perdelere) verilen adlar, Maragî'nin kullandığı adlardır. Sesleri ise bu tabloda bugün kullanılan adlarıyla adlandırımayı yeğledik. Doğal diziden tanıdığımız "aslî sesler" tabloda kalın harflerle, diziye eklenen yeni, "arızî" sesler ise eğik harflerle belirtilmektedir.

Bem Müselles Müsenna Zir
Mutlak-ı Vitir Yegâh Rast Çargâh Acem
.
.
.
Zeyd
.
.
.
K.Nim Hisar
.
.
.
Nim Zengûle
.
.
.
Nim Hicaz
.
.
.
Eviç
.
.
.
Mücenneb
.
.
.
K.Dik Hisar
.
.
.
Dik Zengûle
.
.
.
Dik Hicaz
Mahûr
.
.
.
Sebabe Hüs.Aşîran Dügah Neva Gerdâniye
.
.
.
Fars
.
.
.
AcemAşîran
.
.
.
Kürdî
.
.
.
Nim Hisar
.
.
.
Nim Şehnaz
.
.
.
Zalzal
.
.
.
Irak
.
.
.
Segâh
.
.
.
Dik Hisar
.
.
.
Dik Şehnaz
Binsir Geveşt Bûselik Hüseynî Muhayyer
.
.
.
Hinsir
.
.
.
Rast
.
.
.
Çargâh
.
.
.
Acem
.
.
.
Sümbüle

Mahûr ve Geveşt'ten başlayarak dörtlü ve oktav bağlantılarını tablo üzerinden izlersek, bir dötlü tizleştirmeyi "çizgi", bir oktav pesleştirmeyi ise "eşittir" işareti ile göstermek suretiyle aşğıdaki zinciri elde ederiz:

Mahûr = Geveşt - Bûselik - Hüseynî = HüseynîAşîran - Dügâh - Neva - Gerdâniye = Rast - Çargâh - Acem - Sümbüle = Kürdî - NimHisar - NimŞehnaz = NimZengûle - NimHicaz - Eviç - Irak - Segâh - DikHisar - DikŞehnaz = DikZengûle - DikHicaz

(Yani: "Mahur'dan bir oktav pes: Geveşt. Geveşt'ten bir dörtlü tiz: Buselik. Buselik'ten bir dörtlü tiz: Hüseynî v.b...)

Dörtlü aralığı tizleştirmede 4/3, pestleştirmede 3/4, oktav ise tizleştirmede 2/1, pestleştirmede 1/2'lik frekans oranına karşılık geldiğinden, yukardaki zincirin yardımıyla Rast ile Gerdâniye arasındaki seslerin Rast'a göre bağıl frekanslarını hesaplayabiliriz *1* . Bunu yapıp ardından bu sesleri frekanslarına göre sıralayınca, Türk Mûsikîsi'nin geleneksel dizisinin 17 sesini elde ederiz...

Rast 1 391 Hz
Nim Zengûle 256 / 243 412 Hz
Dik Zengûle 65536 / 59049 435 Hz
Dügâh 9 / 8 440 Hz
Kürdî 32 / 27 464 Hz
Segâh 8192 / 6561 489 Hz
Bûselik 81 / 64 495 Hz
Çargâh 4 / 3 521 Hz
Nim Hicaz 1024 / 729 550 Hz
Dik Hicaz 262114 / 177147 579 Hz
Nevâ 3 / 2 586 Hz
Nim Hisar 128 / 81 619 Hz
Dik Hisar 32768 / 19683 652 Hz
Hüseynî 27 / 16 660 Hz
Acem 16 / 9 696 Hz
Eviç 4096 / 2187 734 Hz
Mâhûr 243 / 128 742 Hz
Gerdâniye 2 / 1 782 Hz

Eğer "ud-ı kadîm'in" yerine telleri arasında dörtlü aralığı değil de (Batı Mûsikîsi'nden gelen aletlerde, örneğin kemanda olduğu gibi) beşli aralığı bulunan sazlardan hareket edecek olsaydık, bu kez de bir "beşli ve oktav zinciri" elde edecektik. Ama dörtlü ve beşli aralığı birlikte bir oktav eder. Yani "bir dörtlü kadar tizleştirmek" ile "bir oktav tizleştirip ardından bir beşli pesleştirmek" aynı anlama gelir. Bu nedenle bulacağımız "beşli-oktav zincirinin" yukardaki "dörtlü-oktav zincirinden" farkı yanlızca sıralanışının yönü ile ilgili olacak, ama ihtiva ettiği sesler aynı kalacaktı. Böylece, bu yolu da izleseydik, aynı bağıl ve gerçek frekans değerlerine varırdık.

Gerçi bu yöntem, bu bağlam içinde perdelerin yerlerini, seslerin bağıl frekanslarını zorunlulukla belirlemektedir; ama yeni katılacak seslerin sayısını nesnel olarak belirleyen bir şey yoktur: Görüldüğü gibi, zincirin iki ucu açık kalmakta, zincir kapalı bir halkaya dönüşmemektedir - şemada "Mücenneb" adı altında bir tek perdeymiş gibi birleştirilen iki perdede, Mahûr'un sol yanı (bir dörtlü pesti) ve Dik Hicaz'ın sağ yanı (bir dörtlü tizi) boştur.

Aynı mantığı izleyerek zinciri daha uzatmak, Mahur ya da Dik Hicaz'ın yanına yeni sesler eklemek mümkün olduğu gibi, zinciri kısaltmak, örneğin yukardaki zincirde eğik harflerle belirtilen (ve hepsi de yeni, ârızî sesler olan) Mahur = Geveşt - Bûselik ya da DikHisâr - DikŞehnaz = DikZengûle - DikHicaz seslerinin bir kısmından vazgeçmek de mümkündür.

İkinciyi yaparsak, zinciri kısaltırsak, örneğin eskiden kullanılan (o zaman da bugünkü gibi yine 12 sesli olan) Batı Mûsikîsi'nin geleneksel dizisine varabiliriz. Belki de Doğu Mûsikîsi de çok önceleri -yedisi doğal beşi arızî- on iki sesle başlamış, ancak melodi ağırlıklı özelliği nedeniyle giderek daha fazla sese ihtiyaç duymuş olabilir...

Yok birinci yolu izlersek, zinciri daha uzatırsak, o zaman da örneğin Arel - Ezgi sisteminin 24 sesli dizisini elde edebiliriz.

(Konumuzun girişinde, Arel-Ezgi sistemini savunan müzikologlarımızın bizi tanıştırmış olduğu "ilkel müzisyenin", sazının telini, nedense, sürekli 3/4 ve 2/1 oranlarına göre kısaltıp uzattığını tespit etmiştik. Şimdi böylece buna "insan ruhunun güzellik duygusu" gibi kriterlerden daha kolay ölçülebilir bir gerekçe bulmuş olduk: 24 sesli dizinin, -doğal bir zorunluktan değil ama- telleri belli aralıklarla akort edilmiş ud ve tambur benzeri sazların teknik yapısından kaynaklandığını anladık...)

Abdülkadir Maragî'nin yukarda hesapladığımız sesleri daha farklı bir yoldan, geometrik olarak tanımladığını görüyoruz: Titreşen bir teli temsil eden bir doğru parçası üzerinde perdeleri temsil eden noktaların yerleri belirlenir. (Bkz. Murat Bardakçı: "Maragalı Abdülkadir", 1986, s. 56 - 57) Bu noktaların pozisyonlarını frekans oranlarına çevirecek olursak, bulacağımız değerlerin hem teorik hem de pratik olarak yukardaki listedeki değerlerle aynı olduğunu tespit ederiz *2*.

Öte yandan listedeki sesleri doğal dizinin sesleriyle karşılaştırırsak, Segâh ve Eviç için hesaplanan bağıl frekansın teorik olarak farklı bayağı kesirlerle ifade edildiği görülür. Ancak pratik olarak bu fark binde birin altında, ya da bir başka deyişle 0,1 Koma'dan küçüktür *3*; yani duyulabilenin çok altındadır.

Arızî seslerin tanımını nefesli sazlar, örneğin ney üzerinden ve doğrudan doğruya doğal dizinin seslerinden hareket ederek yapmak da mümkündür. Bu yoldan belirlenen arızî seslerin bağıl frekansları da, tıpkı Segâh ve Ecviç'te olduğu gibi, buradaki bağıl frekanslardan yer yer teoride farklı, ama pratikte her yerde hemen hemen farksız olacaktır. Şimdi bunu görelim...

[Devamı: Geleneksel Dizi ve Ney'deki Sesler] [Geri dön] [Başa dön]